BİT PAZARI – YÜZYILLIK GELENEK

“GELİŞEN TEKNOLOJİYE VE MODERN KENT YAŞANTISINA KARŞI ÇIKAN YERLERDEN BİRİ OLAN BİT PAZARI, ALIŞVERİŞ AÇISINDAN GÜN BUGÜNDÜR ÜSKÜP’ÜN KALBİNİN ATTIĞI YERİ OLUŞTURUYOR.”

Üsküp’ün en tanınmış, en eski ve en çok ziyaret edilen Bit Pazarı’nda, muz satılan bir tezgahta, “Burada doğru ölçülüyor” tümcesi gözünüze çarpıyor. Bir kilogram fazla satmak için yaratıcılık mı, yoksa meslektaşlarını ele vermek mi sözkonusu. Bunu tahmin etmek imkansız, ancak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, diğer Balkan veya Dünya pazarlarında böyle bir şeye rastlamak bir yana düşünülmesi bile imkansız. Bu sadece bizim Bit Pazarımıza has bir özellik olduğunu düşünüyorum.

“Burada doğru ölçülüyor” tümcesi, Üsküp fenomeni hakkında özel röportaj  yapmam için yeterli bir sebep oldu.

PARK YERİ – KANAYAN YARA

Pazarın diğer özelliklerini daha yakından tanımanın en kolay yolu, şüphesiz pazarın bir parçası olmaktan geçiyor. Dolayısıyla tüketici olarak pazarda alışveriş yapmak için yola koyuluyoruz.

Bisiklete binip evden çıkıyorum. Bisikleti seçmemin tek nedeni pazarın otomobiller için özel park yeri olmaması. Park yerinin olmaması hem satıcılar hem de tüketiciler için en büyük sorunu oluşturuyor. İnanılması zor ama bu kadar yıl geçmesine rağmen bu sorun giderilmiş değil. Park yeri yok ama “Örümcek” denilen araba toplayıcı pazarın önünde arabalarını mecburen yasak olan yerlere park edenlere göz yummuyor. Cezası tam 50 yuro.

Pazara Bit Pazar polikliniğine karşı olan ortanca kapıdan giriş yapıyorum. Giriş kapısı önnünde pırasalar adetta Şeref Taburu gibi dizilmiş, potansiyel müşterilerini selamlıyor. Pazara ilk adımı atar atmaz, Üsküp’ün kalbinin tam anlamıyla Bit Pazarında attığının farkına varıyorsunuz.

Bitpazarı’da günümüzde yine ağırlıklı olarak yaş sebze ve meyve satılıyor. Girişte çeşitli elmalar satan ilk tezgaha yaklaşarak, günün büyük bir bölümünü pazarda geçiriyorsunuz, bu nasıl bir duygu, gününüz nasıl geçiyor diye soruyoruz. “Pazarda günümüz çok renkli geçiyor. Her gün farklı müşteriler, farklı sohbetler yapıyoruz. Müşterilerin olmadığı zamanlar genelde siyaset ve spor hakkında sohbet ediyoruz” şeklinde konuşan, elma satıcısı, üç kilogram elmayı 100 denara satıyor. Eğer bir kilogram alırsan, elmanın fiyatı biraz daha pahalı, daha doğrusu, 35 denarа yükseliyor. Yarım kilo elma alma şansınız yok, satıcılar gülümseyerek “teraziler o kadar küçük ağırlıklar ölçmüyor, buyrun marketlere” diyorlar.

DOĞUM TARİHİ BİLİNMİYOR

Osmanlı İmparatorluğu devrinde köy, kasaba ve vilayetlerde kamu hizmetlerine ayrılan yerlerden biri de pazaryerleriydi. Osmanlılardan sonra da bu gelenek farklı diyarlarda sürdürülmüştür. Mallarını daha uzak satış yerlerine gönderemeyenler, pazaryerlerinde kendileri satarlardı. Giderlerin daha az olması nedeniyle pazaryerlerindeki fiyatlar oldukça düşüktü. Bu nedenle de tüketiciler pazaryerlerine yoğun ilgi gösterirdi. Günümüzde de değişen bir şeyin olduğu söylenemez. Değişen tek şey dönemde pazarlar günübirlik olarak kuruluyormuş. Bugün ise pazar her gün, yılda 365 gün çalışıyor.

Pazarın tarihi ile ilgili kuru yemiş satan 60 yaşındaki Salih Kemal ile sohbet ediyoruz. “15 yıldan fazla pazarda çalışıyorum. Ancak benim pazarla ilgili maceram çok daha eskiler dayanıyor. Küçük yaşlarda evden sardunya çiçeklerin dallarını kopararak, pazarda satıyordum. O dönem tezgahlar yoktu, yerlerde satıyorduk” şeklinde konuşan Salih, 2004 yılında büyük marketlerin açılmasıyla pazardaki satışın azaldığını vurguladı.

Bit Pazarın anlamı insanlarda hala ikilem yaratıyor. İsmine tam anlamıyla layik olan pazarda insanlar bitler gibi tezgahtan tezgaha koşuşturarak ucuz, ancak kaliteli ve lezzetli taze sebze ve yemiş satın alma peşindedirler. Kimine göre ise isim geniş yelpazede ucuz malların satıldığı yer anlamına geliyor. Bit Pazarları Balkan ülkelerinin birçok şehrinde hala var.

PAZARDA TENOR SESİ

Gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, eğitimlisinden okumamışına kadar Makedonya’da yaşayan her milletten insanı ve bütün şehri görebilirsiniz orada. Salih beyle yürüttüğümüz sohbet esnasında tezgaha gülümseyerek orta yaşlı bir bey efendi yaklaştı. Salih beyden tezgah üzerinde duran siyah zeytinler hakkında bilgiler almaya başladı. Ardından güçlü melodik, tenor sesini kullanarak italiyan dilinde şarkı söylemeye başladı. Kendileri Salih beyin devamlı müşterisi, opera sanatçısı Nikola Gagov’tu. “Nikola benim devamlı müşterim, alışveriş yaptığında tenor sesiyle daima bişeyler mırıldanır” şeklinde konuşan Salih, bazen güçlü sesiyle “bana kabak çekirdeği ver” diye seslendiğini vurguladı.

Günün gürültüsü, bağrışmalar, pazarlıklar, renkler, kokular gecenin karanlığında yavaşça eriyip kayboluyor. Tezgahlar artık terk edilmiş. El ve ayağın çekildiği pazaryerinde ambalaj artıkları, çürük sebze ve meyve artıkları kalıyor.

Onları da pazarın temizlik görevlileri temizleyip sabaha bir önceki günkü canlılıktan hiçbir iz bıraknıyorlar. Ve kim bilir kaç asırlık Bitpazarı yine bin bir özlemle bir dahaki günün sabahını bekliyor.

Hüsamedin GİNA

 

 

 

Yorumlar