Yakın, aslında çok uzak

Sergey Andreevski, ressam

Orta kuşak Makedon ressamları arasında yer alan Sergey Andreevski, zamanın en kısa bölümünü doğum yeri olan Üsküp’te geçirmektedir. Gerçek bir seyyah olan Sergey, sergilerini dünya her yerinde açmaktadır. Balkan sevdalısı olduğunu iddia etmesine rağmen, eserlerini en az balkanlarda sergilemektedir.

– Hemen hemen tüm dünyada sergiler açan bir sanatçısınız. Japonya’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar. Balkanlarda durumlar nasıl. Bu topraklarda var mısın?

 Belgrat’ta, daha sonra Saraybosna, ardından Slovenya’nın Yesenice şehrinde sergiler açan ve dönemin Üsküp Sanatlar Akademisinden mezun olmuş ilk talebeydim. O dönem, Yugoslavya hepimizin ortak bir devletiydi, dolayısıyla, çalışmalar tabii ki daha kolaydı. Ancak son zamanlarda, yeni bağımsız cumhuriyetlerin kurulmasından ve yaşanan olaylardan sonra, aramızdaki iletişim tamamen koptu. Herkes kendi çiftliğine kapandı, eski Yugoslav arkadaşlarım ve meslekdaşlarımla sadece yabancı ülkelerde görüşebiliyorum. ABD’de Belgrad sanatçılarıyla bir araya geldim. İstanbul’da düzenlenen ve Balkanlardan birer sanatçının katıldığı “Balkan Sanat” isimli sergisinde, hrvatistanlı bir sanatçı arkadaşımla görüştüm. Karadağlı sanatçılarla İtalya’da görüşüyordum. Yunanistan’da ise Bulgar ve Arnavut sanatçı arkadaşlarla görüşme fırsatı buldum. Şunu belirtmek istiyorum, çoğrafi olarak çok yakın olan sanatçılar, aslında çok uzak. Bu durum gerçekten çok üzücü. Aslında en üzücü nokta, birbirimizi tanımamamız. Sanatın siyasetle hiçbir ortak noktası olmaması gerekiyor, ancak sanatın var olma koşullarını siyaset oluşturmaktadır.

– Son zamanlarda komşu ülkelerde sergiler açtın mı. Örneğin: Arnavutluk, Yunanistan, Sırbistan…

Arnavutlukta düzenlemiş değilim. Şimdi Arnavut sanatçı Reşat Ameti ile birlikte sergi açmak için bir fikrim var, geçenlerde kendisi ile Slovenya’da bir sergide görüştük. Ameti’nin Üsküp’te açtığı sergisinde, Arnavutluğun Makedonya konzolosu ile tanıştım, bize Arnavutlukta ortak bir sergi açmamıza yardımcı olacağı sözünü verdi. Fikir üzerine çalışılıyor, en kısa zamanda gerçekleşecek. Geçenlerde “Luboyna” grubuyla Sırbista’nın İvanyica şehrini ziyaret ettim. İnanılmaz bir duygular yaşadım, çok yakın olmamıza rağmen birbirimizi tanımıyoruz. Ayrılmamız çok eski olmamasına rağmen, komşu ülkelerde sanat alanındaki gelişmelerden hiçbir bilgiye sahip değiliz. Örneğin, ABD ve Batı ülkelerine göç eden sanatçılarla görüşüp çalışmalarını takip ediyorum, ancak Belgrat’taki sanatçıların çalışmalarından hiçbir bilgim yok. Oysa Belgrad çok yakınımızda. Bunlar eski Balkan hikayeleri.

– Tanışmamamızın bir sebebi var mıdır? Sonuçta insanlar yüzyıllardır buralarda yan yana yaşamış, ancak, asla birlikte yaşamamış…

Bu durumu birkaç kez hissetim. Yabancı ülkelere gerek sergi gerekse bazı gösteriye katıldığım zaman, Makedonya’dan geldiğimi söylediğimde beni küçük düşürme gibi bir tavır içindeler. İnsanların bizim için hiçbir bilgileri yok. Ancak eseri gördükten sorna, sergilenen aşağılıcı tavır kayboluyor. Hikaye çok farklı bir şekilde değişiyor.

– Resim bir bakımdan evrensel bir dili oluşturuyor…..

Evet, evet….Sanat, genel anlamda evrensel bir dildir…..müzik, heykeltraşlık, edebiyat… İyi bir kitap okuduğunda, güçlü bir duygu hissedebiliyorsun. O anda tüm sınırlar yok olmaktadırlar, yazar ve memleketi hakkında daha fazla ilgilenmeye başlıyorsun.

 – Yine de edebiyat arabuluculuğun yanı sıra çoğu kez bir çeviriyi oluşturuyor, ressam sanatı ve müzik ise tamamen evrenseldir.

Evet doğru ancak bu konuda birşeyler söylemek istiyorum. Son zamanlarda babamın (Petre M. Andreevski, ünlü makedon yazarı) kitaplarının tercüme edilmesi için telif hakları talebinde bulunuyorlar. Slovenya’da iki kitabı tercüme edildi, ayrıca Londra ve Almanya’da da tercüme ediliyor…Demek ki kaliteli bişey varsa, mutlaka meydana çıkacak. O zaman yazarın nereli olduğu hiçbir önem taşımıyor.

– Avrupa Birliğininin ilan ettiği bölgesel politikasına rağmen küreselleşmeye karşı galip gelmek çok zor. Anglo-Sakson kültürü oldukça agresif. Örneğin Azerbaycan’dan bazı ressamı tanıyormusun?

Hayır, tanımıyorum. Aslında tesadüfen bir sergide birisi ile tanıştım, ancak normal iletişim yollarından davetiye alan bir kişi olarak tanımıyorum. Bunun aksine Büyük Britanya’dan binlerce kişiyi tanıyorum. Çünkü “Tate Modern” galerideki gelişmeleri yakından takip ediyorum. Gerçekler maalesef böyle. Küçük milletler marjinel bir konumda.

-Toşe Proevski’nin kaza sonucu vefatından sonra, bir Yunan gazetesi, Yunanistan kamuoyunu oldukça alaycı sözlerle eleştirdi. Yunan meslekdaşlarımız, nasıl olur da Balkanların geneli ses sanatçısı için göz yaşı döküyor, sadece Yunanistan kayıtsız kalabiliyor, hatta şarkılarını hiçbir zaman dinlememiş şeklinde yorum yaptı. Sanat sınırları geçtiğinde bir çeşit vizeye takılıyor mu? Fikir akışını durduran kurumsal bir engel var mı?

Birinci neden, yanlış seçim. Tüm Balkan stratejileri, özellikle bu alanda, bazı sebeplerden dolayı, yanlış geliştirilmiş.Yurt dışına her zaman yanlış ve kötü sanat eserleri gönderiliyor. Yine tekrarlıyorum, güzel eserler burada kalıyor. Danilo Kiş resmi olarak Yugoslavya “Milli takımını” temsil etmedi, ancak onun eserleri kalıcı oldu.

– Evet doğru, ancak Milan Kundera bir röportajında şöyle buyuruyor. Eğer Parise gitmeseydim ve fransızça yazmasaydım, muhtemelen sahip olduğum şöhreti kazanamayacaktım.

Kesinlikle, “Devlet Milli Takımına” girmediği içi başarılı olmuş. Az önce babamdan bahsettim. Kendisini şimdi tanımaya başlıyorlar – ölümünden beş yıl sonra! 

– Bu konuda ne düşünüyorsun, fikir akışını sağlayacak bölgesel bir kültür ağının kurulması gerekiyor mu?

Bilemiyorum. Sanatın bu tür kurumsallaştırılmasına çok fazla inanmıyorum. Sorunun hala önyargılarda olduğunu düşünüyorum, nedenini ise bilemiyorum. Hayatımdan çeşitli örnekler söyleyebilirim. Olimpiyatlar zamanında Atina’ya davet edildim. “Biz ve Komşularımız” isimli sergiye katıldım. İki ülkenin siyasi kavgasına rağmen herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Bunun aksine. Harika bir şekilde karşılandım. Hatta benim katılımımdan sonra size ceza gelmesin şeklinde örgütleyicilerle şakalaştım. Basında yeterince yer aldım. Demek ki, sanat önyargı ve günlük siyasi gelişmelerin üstüne çıkabiliyor. Tabii ki eğer gerçek değerler sözkonusu olursa.

– Diğer yandan sen de sanat yoluyla kurumsal tanıtıma katkıda bulunuyorsun. Babanın doğum yeri olan Sloeştica köyünde “Art Gumno” derneğinin kurucususun.

Evet doğru. Biz aile olarak yaptıklarımızdan gurur duyuyoruz. Dernek tam anlamıyla yoktan var oldu, ancak her zaman önümüzdeki üç yıl içinde hangi sanatçıların katılacağını biliyoruz. İlgi gösteren sanatçı sayısı çok, ancak kapasitemiz sınırlı. Dernek sekiz yıldır çalışıyor, bir tür oda derneği sözkonusu, kaliteli ve çok az sayıda sanatçı katılıyor. Sanatçılar uzun süre kalabiliyor, dolayısıyla Makedonya’yı daha yakından tanımalarına fırsat sağlanıyor. Bu yıl küçük bir istisna yaptık, ABD’nin Kuzey Karolina eyaletinden talebeler ve profösörleri Pamela Tuş katıldı. Kendisi birkaç kez buraya geldi ve tam anlamıyla Makedonya’yı yakından tanımaya çalışıyor. Müziğini, halk çalgılarını, yemek kültürünü, tarihini, sanatını…Gerçekten ciddi bir misyonu yürüttüğümüzü düşünüyorum. Ama yine de tüm bunlar özel ilişkilerle yapılıyor. Devlet kurumlarının herhangi bir tutarlı politikası yok, dolayısıyla işlerini kaliteli bir şekilde yürütemiyorlar.

 

 

Tsvezdan Goergievski

 

Yorumlar