SEFERİHİSAR – SAKİN ŞEHİR (Cittaslow)

Tatilinizi Türkiye’de sessiz ve huzurlu bir yerde geçirmek istiyorsanız Balkon 3 sizlere harika bir alternatif sunuyor. Seferihisara hoşgeldiniz.

Tarih 17 Haziran 2012, saat sabah 10:00. Yer İstanbul.

İstikamet Türkiye’nin ilk  Sakin Şehir Başkenti “Seferihisar”. İstanbul – Seferihisar arasında yaz döneminde iki otobüs firmasının  doğrudan seferleri var. Kış döneminde ise İzmir üzerinden aktarma yapılarak gidilebiliyor. Otobüsle gitmeyi düşünenler için güzergah şu şekilde oluyor. Eskihisar’dan feribotla Yalova’ya geçiş, buradan Bursa otogarı, Susurluk’ta yemek molası, Zeytindiyarı Akhisar’ı da görüp, 18:30’da İzmir otogarına ayak basıyorsunuz. İzmir- Seferihisar arası manzara doyumsuz, yollar boş.

Nihayet, 19:20 sularında güzel Seferihisar’a varıyorsunuz. İlçenin turist açısından en yoğun döneminin Mayıs-Eylül ayları arasında olduğunu, bunun yanı sıra zaman zaman televizyon dizilerinin çekim mekânı olarak Seferihisar’ın ev sahipliği yaptığını anlatıyor.

Ertesi sabah şehri keşfetmek için düşüyorum yollara. İlk istikamet “Sığacık” oluyor. Girişinde beni masmavi deniz manzarası ile birlikte, Kanuni Sultan Süleyman zamanından kalma “Sığacık Kalesi”, “Yat Limanı”, balık restoranları,  kocaman bir “Salyangoz (Sakin Şehir)” figürü ve  Atatürk büstünün içinde bulunduğu meydan karşılıyor.

Bir balıkçı barınağı  ve 400 yat kapasiteli limanı da mevcut. Sığacıkta, sualtı doğa güzelliğini seyretmek ve dalış yapıp zıpkınla balık avlamak isteyen meraklılar için bölgedeki diğer koylara yat gezileri de düzenleniyor.

Meydanda haftada bir gün yerel ürünlerin ve el işlerinin sergilendiği “Sığacık Üretici Pazarı” kuruluyor. Esnafla ayaküstü sohbet ediyorum. Pek çok yerde kadınların aktif bir şekilde ticaret hayatının içinde olduklarını görmek sevindirici. Böylesi güzel çalışmaların yurdun her yanına yayılması dileklerimle, kendimi kale içindeki sokaklara vuruyorum.

Kale içine büyük ahşap bir kapıdan giriyorsunuz. Dar sokaklar, bitişik düzen tek katlı yada iki katlı beyaz kerpiç evler karşılıyor sizi.

Sıcaktan olsa gerek, tek tük yaşlı nineler görüyorum alçak pencerelerden dışarı hüzünlü ve yalnız gözlerle bakan ya da iki büklüm haliyle kapısının önünü süpürmeye çalışan… Nerede çocuklar? Bu tek başlarına verdikleri hayat mücadelesi revamıdır? diye sorguluyorum. Selam verip yaklaşıyorum birine. Kime bakmıştınız diyor deniz mavisi gözleri ve yüzünde yılların vermiş olduğu yorgunlukla kapısının önünde dinlenen, 80 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir mübarek insan.

Kulakları ağır işitiyor, bağıra bağıra konuşuyoruz. Turistim, İstanbul’dan gezmeye geldim buraları diyorum. “İyi etmişsin gez kızım… Bak Kale içinde iki anayol vadır a kızım. Hangisinden gidersen git kalenin çıkışına ulaşırsın. Orda da karşına deniz çıkar zaten. Eğer kapıdan çıkıp da dik merdivenlerden yukarı tırmanırsan  güzel Sığacığımızın manzarasını tepeden izlersin emi kızım.”

Yönlendirmelerine teşekkür ettikten sonra, hemen yürüyüp gitmek içimden gelmedi. Sanki muhabbete hasret iki kelâm daha etmek için, zor yürüyen ayaklarıyla üç beş adım bana eşlik edince, dayanamadım.  “Ninecim, tek başına mı yaşıyorsun burada? Kimin kimsen yok mu?” diye sordum. Yürek burkan bir hikâye çıktı karşıma. “Aslen İzmirli olduğunu, annesini çok küçük yaşta kaybettiğini, annesinin 40’lı yaşlarda kanserden vefat ettiğini, babasının 6 ay geçmeden bir başka kadınla evlendiğini, üvey annesinin onu evde istemediğini, babasının da kendisi daha 15 yaşındayken hiç görmediği 30 yaşında bir adama verdiğini ve yine daha önce hiç gitmediği Seferihisar’a “Çocuk Gelin” olarak  geldiğini” anlatıyor. “Bu evlilikten çocuklarının olduğunu, oğlunun İstanbul’da kızının İzmir’de yaşadığını eşinin ise vefat ettiğini ekliyor.

Oturup günler boyu dinlemek isterdim, ancak daha görecek çok yer vardı. İçim hüzünlü vedalaştık. Tarihi Sığacık Camiini de ziyaret edip yoluma devam ettim.

 

Sırada Teos Antik Kenti vardı. Ancak taksiyle yada özel arabanızla gidebilirsiniz. Taksici, 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra orada olacağımızı şu an maalesef çok fazla eserin kalmamış olduğunu, çocukluğunda orada aslan ve yılan başlı heykellerin olduğunu ancak kaçakçılar tarafından hepsinin yıllar içinde yağmalandığını anlatıyor. Yıllar içinde keşke bu ilgisizliğe maruz kalmasaydı da, günümüzün sayılı antik kentlerinden biri olarak Teos’un adını daha sık duyabilseydik diye düşünmeden edemedim. Yinede son yıllarda yeniden hız kazanan kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkmayı bekleyen pek çok eserin bizleri beklediğini düşünmek umut verici. Bölgedeki en eski yerleşim yeri ve 12 İyon kentinden birisi olan, Hıristiyanlığı ilk kabul eden, bir zamanlar 5 Aziz’in birden oturmuş olduğu etkin bir din merkezi olan Teos’u gezdikten sonra geri döndüm.

İlçe merkezinde eski yapılar ve betonarme binalar birlikte kente hayat veriyor. Merkezde “Sakin Şehir” sembolü olarak büyük bir “Salyangoz Heykeli” var. “Sakin Yaşama Hoşgeldiniz!” dercesine sizi kucaklıyor.

Eski Belediye binası “Köy Pazarı” haline çevrilmiş ve içinde ücretsiz olarak mekânlar üreticilerin hizmetine tahsis edilmiş. İçeri giriyorum, bir resim ve seramik atölyesini ziyaret ediyorum. Yapılan eserler heyecan verici güzellikte. Merkezde büyükçe bir çay bahçesi var, sıcaktan kaçıp, ağaçların gölgesinde soğuk bir şeyler yudumlamak iyi geliyor. O gün şansıma Köy Pazarı da kurulmuştu. Alışveriş için geziyorum, ürünlerin organik ve taze olmasına dayanamayıp torbaları dolduruyorum.

Ertesi gün Seferihisar’ın  başarılı, vizyonu geniş belediye başkanı Tunç  SOYER’le görüşme imkânı buldum. Göreve gelir gelmez Seferihisar için yaptığı en güzel yatırımlardan biri olan “Sakin Şehir” etiketini 28 Kasım 2009 yılında Seferihisar’a kazandırmak olduğunu, uluslararası bu birliğe Türkiye’den ilk üyenin Seferihisar olup, başını çektiği bu hareketin ülke genelinde  giderek yayıldığını, ve “Sakin Şehir” sayısının 10’u bulduğunu anlattı. Bu projenin Seferihisar’a kattığı artıları da öğrendikten sonra, şehir hakkında kendi gözlemlerimi de aktarıp makamından ayrıldım.

Günün geri kalanını otelin özel sahilinde püfür püfür esen ama üşütmeyen rüzgarında, dalga seslerini dinleyerek, sıcacık Ege güneşinin keyfini çıkararak geçirdim. Bu arada söylemeden geçemiyeceğim ilçede 8 adet mavi bayraklı plaj mevcut. Ayrıca hizmet veren kaplıca ve sıcak su kaynakları da her geçen gün daha çok  ilgi gören yerler arasındadır. Gece 22:30’da  ilçe merkez terminalinden bindiğim otobüsle İstanbul’a dönüş yolculuğum başlamıştı.

Seferihisar, misafirperverliği, doğal güzellikleri, pırıl pırıl denizi, altın sarısı sahilleri, güneşi, rüzgarı, tarihi zenginliği ve kaplıcalarıyla sizleri bekliyor. Yolunuz bir gün Ege’ye düşerse mutlaka bu  şirin ilçeye uğramadan geçmeyin.

GÜLŞAH CENGİZ

Yorumlar