SARAYBOSNA’DAN VOZDRA!

MK GR EN

 “Vozdra. (argo: Merhaba demek) Ne var, ne yok?” – Saraybosna “sakinleri” şu şekilde selamlaşıyorlar. Saraybosna “sakini” olmamama ve ilk kez gitmeme rağmen beni de aynı selamla karşıladılar. Benim evsahibim ise tam anlamıyla “sakin” hem de “küçük sakin”.  Saraybosnalılar küçük vatandaşlarına “küçük sakin” diye hitap ediyorlar. Sevgili arkadaşım Nihad Saraybosna’ya yaptığım birkaç günlük ziyaretimde bana ev sahipliği yaptı. Saraybosna’yı çok seviyor ve onun en iyi arkadaşı olduğunu vurguluyor. Saraybosna’da daha iyi rehber bulamazdım. Bundan dolayı ona teşekkürler ediyorum.

Saraybosna’da Başçarşı’nın sokaklarındaki “mahalle” hayatını, çarşıdaki hayatı, modern Saraybosna’yı, osmanlı Saraybosna’yı, Avusturya-Macaristan Saraybosna’sını hissederek ayrıca “kuşatma altında” kalan Saraybosna’daki sonuçları da gördüm…Yukarıda saydığım tüm şeyleri kesinlikle sadece birşey birbirine bağlıyor o da burada yaşayan insanların ruhudur. Güzelliği, saygıyı ve gülümsemeyi asla kaybetmemişler….Her şeye rağmen.

Saraybosnaya sabah erken saatlerde şafak vakti geldim ve hemen o saatlerde hala uyuyan Başçarşıyı ziyaret etme şansı buldum. Boş olan çarşı sokakları temizlenip esnafı, sakinleri ve turistleri bekliyorlardı. 15. yüzyılın ikinci yarısında kurulan çarşının ilk olarak sadece Saraybosna’nın simgesel haline gelmiş çok güzel bir Sebil’in yer aldığı  bölüme Başçarşı (ana çarşı) deniliyormuş. Daha sonraları çarşının tamamı Başçarşı olarak adlandırılıyor.

Eski zamanlarda her zanaatın kendi sokakları varmış, bugün hediyelik eşyalar yapan sadece en ısrarlı ustalar kalmış. Dükkanların bazıları şimdi tanınmış kafeterya, çayhane, kepabçı veya restoran olarak tanınmaktadır. Geçmişte 80 farklı esnaf olmak üzere 12 binden fazla ticari ve zanaatçı dükkanları varmış. Depremler ve yangınlar kısmen çarşıya büyük zarar vermişler, bugün Milyacka nehrin kuzey kısmın eskiden çarşıda var olan zengin hayata tanıklık yapmaktadır.

Birkaç bezisten, camiler, hanlar çarşıyı inşa eden Gazi Hüsrev Bey’e tanıklık etmektedir. Gazi Hüsrev inşa ettiği camide gömülmüş. Saraybosnalılar çalışkan, esprili ve zeki insanlar. Onların zekasını çarşıda sattıkları hediye eşya ile anlayabilirsiniz. 1984 Saraybosna  Olimpiyat Oyunları karakteri Vucko’nun eski maskotu yanı sıra mermi, el bombaları ve çeşitli el yapımı eşyalar sunulmaktadır. Hediyelik eşyalarda hatıra kapsül kabuğu en otantik kreasyonlardan birini oluşturmaktadır. Bugün esnafın yetenekli elleri çarşının simgelerini yansıtmanın yanı sıra her zamanki neşeli ruhlarının özelliklerini yansıtarak Saraybosna’daki savaş zamanı acılarını hafifletmeyi amaçlıyorlar.

 

Aynı anda Katolik Katedralında ve Ortodoks Kilisesindeki çan seslerini ayrıca cami minarelerinin birinde Müezzinin ezan seslerini duymak çok güzel bir duygu. Bunlar Saraybosna’nın sesidir. Gerçek Saraybosna’nın.

Saraybosna’lılar kahve içmeyi çok seviyorlar, bu adet çarşıyı hemen uyandırıyor. O sabah, yarı uykuda bulunan çarşıyı tanıdıktan birkaç saat sonra insanlarla doldu. Yabancılar genellikle Sebil – bir zamanların çeşmesinde buluşuyorlar, önceden Saraybosna’da birkaç adet buna benzer çeşmeler varmış. Bugün sadece 1891 yılında inşa edilen bu çeşme ayakta kalabilmiş. Bir zamanlar susamış insanlara ufak bir bardakla su ikram eden sebilci varmış.

Saraybosna’nın kültür mirası birkaç döneme ayrılabilir, eski tarihten başlayarak, Roma dönemi, Orta Çağ, Osmalı dönemi ve Avusturya-Macaristan dönemi. Osmanlı ve Avusturya-Macaristan döneminden yapılar en belirgin. Geçmişte birçok farklı işlevleri olmasına rağmen Avusturya-Macaristan döneminden kalan ve Saraybosna’nın en önemli yapılarından biri “Şehir Vjeçnicası” veya “Kasaba Evi’dir”. Başçarşı yakınlığında bulunan yapı  pseudo-maurski (sözkonusu tarz balkanlar da 19 yüzyılda meydana çıkmış) tarzında inşa edilmiş ve Kahire’deki Kemal II camiisine bezemektedir. Kullanıma 1896 yılında verilmiştir.

Başlangıçta Saraybosna Belediye binası olarak kullanılmış, daha sonraları Saraybosna Bölge Mahkemesi bınası, ardından da 1992 yılından Ulusal ve Üniversite Kütüphanesi olarak kullanılmış. Saraybosna’nın kuşatılması sırasında Bosna ve Hersek tarihi ile ilgili yüzde 80 oranında kitapları ve dokümanları yanmış. Bugün yeniden inşa edilmiş, resmen açılmasına rağmen ziyaretçiler için henüz açık değil. Saraybosna’nın kent konseyi, Üniversite Kütüphanesinin yanı sıra kültürel etkinliklerin yapılacağı bir yer olması amaçlanıyor.

Bu yapıyla ilgili ilginç bilgiler var, inşaatına başlanmasından önce iki hanın ve bir özel evin yıkılması gerekiyormuş. Hanları hemen yıkmışlar, ancak ev sahibi yıkıma karşı çıkmış, mecbur kalınca ise bir torba altın talep ederek evin tamamının tuğla tuğla taşınarak Milyacka’nın diğer tarafında tekrar inşa edilmesini istemiş. Talebi yerine gelmiş. Bugün bu ev “İnat Evi” olarak bilinmekte ve restoran olarak çalışmaktadır.

Milyacka nehri Saraybosna’nın kalbini oluşturmaktadır. Nehir şehiri iki bölüme ayırmaktadır, güneşli ve gölgeli bölüm. Şaka anlamında Saraybosnalılar gölge bölümünde bulunan sakinler Mayıs ayında da kar temizlediklerini söylüyorlar.

Milaycka nehrinin kıyıları birkaç köprü ile bağlanmış durumda, geçenlerde ilk bakışta çevreye uymayan bir körü daha inşa edildi, ancak Saraybosnalıları tanıdığınızda uygun olduğunu fark edeceksiniz. Köprünün ismi: “Pozuri polako” (acele et, yavaşla) ve Güzel Sanatlar Akademisinin tam karşısında yer almaktadır.

Ben ve Saraybosna, ilk görüşte aşk kesinlikle buna denir. Kış ambiyansında yeni randevumuz var..Bilinen ambiyans. Saraybosna ambiyansı.

NOT: Bilinçli olarak Saraybosna “Çevapı” (kepabları), böreği ve gece hayatı hikayelerine değinmedim. Bu ise yeni bir röportaj için fırsat oluşturuyor…Yakında.

Jordan Dukov

Yorumlar