MAKEDONYA’NIN VOLKANLARI

Belki de bu aynı yerlerin birçoğunu ziyaret etmiş veya başka bir bağlamda ziyaret edebilirsiniz. Birçoğu size Makedonya’da mecburen görülmesi gereken bir şey olarak tavsiye edebilir, ancak bir ipliğe arkaya arkaya sıraladığınız takdirde her şey farklı bir anlam, başka bir hikayeye dönüşüyor. Örneğin – jeoloji hikayesi. Makedonya üzerinden ilk özel jeoloji turuna çıkma fırsatı bulduk ve böylece farklı bir deneyim yaşadık.

Birçok kez Ohri’ye bağlı Kosel köyünde kükürt buharını hissetmişiz. Bir zamanlar popüler Yugoslav dergisi “Politikin Zabavnik’te” Balkanlar canlı yanardağın sadece Kosel köyünde bulunduğunu yazmıştı.  Kumanova’dan Kriva Palanka’ya giden yolun solunda, birçok kez, gizemli “volkanik kapakları” görmüşüz. Debre’deki “Kristal Mağaralar” hakkında da bilgilerimiz var, mağara için kristallerden oluştuğunu ve çok büyük olduğunu söylüyorlar. Ayrıca “Makedonya’nın paha biçilmez hazinesi” olduğunu belirtiyorlar.  Kratova’ya bağlı, Kuklica’daki “Taş Düğünle” ilgili bilgilerimiz var, bunun yanı sıra Kratova’nın eski bir yanardağın altında kurulduğunu biliyoruz. Ne kadar birbirlerine benzemiyorlar gibi gözükselerde, yine de onlar bir şekilde birbirlerine bağlı. Bunu hiç aklımıza getirmemişiz. Yolculuk yapma ve tüm bunlara yakından tanık olma fırsatımız oldu.

Davet 2011 yılında “Makedonya’yı en iyi tanıtan kişi” ödülü sahibi, rehber Lyupço Yuzmeski’den geldi. Bana şunları söyledi: “Özel bir tur var: ‘Makedonya’nın Volkanları’, Polonya jeologları için özel bir tur, dört günlük..”. Bizim için tam fırsat.

Birinci gün. Struga’yı az önce geride bıraktık. Karadağ ve Makedonya sınır kapılarındaki birkaç saatlik plansız gecikmeler “B” planını gerektiriyor. Artık saatler geç oldu, Ohri’de sadece turistik yerleri ve ambiyansı üzerinde duracağız. Ohri’deki yolculuğumuz henüz 15 dakikayı geçmedi, ancak bu kısa zaman diliminde bile rehber Lupço birçok önemli bilgiler paylaştı: Ohri gölüne yaklaşırken, turistlere Ohri Gölü’nün oluşumunu, yolda gördüğümüz  toponimlerin  önemini ve Via Egnatia yolundaki ordu kontrol noktası hakkında biligiler  verdi.

Şehrin üst girişine, mantıksal başlangıcına,  Gorna Porta’ya (Üst Kapı’ya) yaklaşıyoruz. Anı kaçırmamak için  meraklı gözlerle ve titizlikle izliyoruz.

Standart bir rota üzerinden yolculuğa devam ederken gördüğümüz yerler hakkındaki bilgilerimizi genişletmek için iyi bir fırsatımız var. Dünyanın en iyi sanatçılarının konser düzenlediği Antik Tiyatro, o kadar çok sanatçı konser yapmış kı, aralarında Polonya kökenli  en azından üç-dört sanatçıyı ayırt edebiliriz.

Samoilova Kalesi – şehrin ve Makedonya’nın tarihinde bir yolculuk, panoramik fotoğraflar için en iyi pozisyon. Kutsal Tepe-Plaoşnik..Panonska misyonu, Velika (Büyük) Moraviya, Aziz Kiril  ve Metodiy, Aziz Kliment Ohridski…Tüm bunlar Polonyalılarla daha yakın olmamızı kılan şeyler…fotoğrafçılık, şehrin panoramik manzarası, “altın saat”, günbatımı.

Konuklar geziden yorgun düştüler. Tekne ile otelden Aziz Stefan’a yolculuk ve gölden şehri izlemek fikri suya düştü. Aya Sofiya ve Saraişte’ye doğru, Robevci’nin evine ve Aziz Naum Meydanına, limana doğru gidiyoruz. Orada, iskelenin sonunda bizi otobüs bekliyordu.

İkinci Gün: Sabah. Saat 9:00. “Minimarket”, Ohri’de birileri ile buluşma için en çok kullanılan yer.  Lyupço zaten orada, her an Ohri Turizim ve Konaklama  Fakültesi asistanı Yordan Kocevski de gelmesi bekleniyor. Yordan Kosel’deki Volkanın tanıtımı yapacak. Geldiler.

„Dzień dobry!“..Ve yola çıkıyoruz. Kosel’e kadar yirmi dakikalık yolculuğumuz var, bu zaman dilimi konaklama ile ilgili birbirimize soru sormamız, günün planını denetlemek ve dinlenmiş, daha dinç  ve daha meraklı olduğumuzu fark etmek için yeterli. Çürük yumurta kokusu – kükürt  volkana yaklaştığımızın habercisi. Köyü yarıya bölen yoldan volkana kadar beş dakikalık bir mesafe var. İlk sürprizle burada karşılaştık. Bize önceki gün tanıştığımız bir adam yaklaştı.

Konuklar adına onlarla yolculuk yapan bir gazeteciye hediye vermek istediğini söyledi.  Gerçekten çok güzel bir dostluk jesti oldu. Polonya Ulusal Jeoloji Enstitüsü promosyon malzemeleri, her yıl Kjelce’de düzenlenen jeoloji fuar takvimi ve birkaç çakmaktaşı, polonya çakıl taşları ile zengin bir ülke. Kosel için çok şeyler duyduk ve okuduk, ancak asıl mesleği jeoloji olan insanların sorularını dinlemekle beraber  bu ziyaret bize garip bir zevk hissetirdi.

Polonyalı jeologlardan Lyupço’ya hediye verme anı.  Bir sonraki aşama: “Su Müzesi” ile Kemikler Körfezi,  Roma ordugâhı,  Aziz Naum Manastırı ve gölün kaynadığı su altı “gayzerler”.

Tepkiler çok açıktı. Zaman içinde yolculuğunun yanı sıra Lyupço oyunları ile antic yurttaşlara hayatı yakalamaları fırsatı sundu, tek sözle  “Su Müzesi” büyüledi.

Azis Naum Manastırında anıları daha fazla muhafaza etmek istediler, hem manastırdan hem de kaynakları “mükkemel manzarasından”. Fotoğraf makineleri  sürekli çekim modundaydı. Ertesi sabaha kadar: „ Czas wolny.“. Öğleden sonra serbest zaman ve fudbol maçı: Polonya-Yunanistan.

Üçüncü gün. Sabah güneşi bizlere gün içinde sert sıcaklığın olacağına dair haber veriyor. Fudbol maçı 1-1, berabere sona ermiş, ancak bira tadındaymış. Debre’ye doğru yol alıyoruz. Heyecan karşılıklı – bugün “Kristal Mağara’yı” göreceğiz. Lyupço hikayesine başlıyor: Struga tam geride bırakırken, en parlak anlarını yaşıyordu. Rehber, Makedonca ve birkaç söz Polonya dilinde söyleyerek Crn (Kara) Drim Vadisi, yılan balığı hikayesini ve bulunduğumuz bölgeye has tipik göç hikayelerinden söz ediyordu. “Struga..eski ismi: Enhalon-yılan balığı..”. (Bana birinci kişi tekil olarak kendimi ifade etmeme izin verin). “İşin ustası olduğunu duymuştum, bu ise fevkalade iyi bir „storytelling“ (hikaye anlatımı) oldu. Zaman zaman arkadaşlarımızın bize ikram ettği Polonya Votkası sadece çakralarımızı yeniden açtı! Başka bir kahraman daha kazandım!”.

10:45. Lyupço’nun telefonu çalıyor. Telefonda, bizi mağaraya gtürecek “Refiğin” olduğunu anlamak çok kolay oldu. Kendisi Alman firması “Knauf’ta” çalışıyor, dolayısıyla Alman titizliği ile her şey yolunda mı ve zamanında, daha doğrusu saat 11 anlaştıkları yerde olacak mıyız diye soruyor. Her şey tamam.

Rayçica’nın hemen arkasında bizi maden mühendisi, “Kristal Mağara” yöneticisi Refik İmami bekliyordu. Bekçi odasında, masada duran miğferlere yaklaştığımızda heyecanımız daha belirgindi. Misafirler de artık kabaca onları ne beklediğinin farkındaydılar. “İyi şanslar”.

Herkes kendi merağı çerçevesinde rehber lambasının ışık demetinin izliyoruz. “Kristalın berraklığı yüzde 99.99 oranında…Yüksek oranın nedeni Debre’deki termomineralli sularının bolluğu..”..bunun gibi saf kristallerin örneği sadece Meksiko’da varmış…kristallerin birbiri ile iç içe olduğundan dolayı…kiriş ve duvar desteği için gerek yokmuş…”Kristal Palas’ta” artık kazı çalışmaları yapılmıyor.. “Knauf” şirketinin bölge için ilginç vizyonu var..Yeri özel konser salonuna dönüştürmelerini istiyoruz.

Hatıra için grup fotoğrafı çektik. Dışarıya gülümseyerek çıkıyoruz. Şoförlerimiz  Andrzej ve Darek için  mağaradan çakıl taşları aldık. Debre kaplıcalarına doğru gidiyoruz, Avrupa’da en şifalı termomineral sulara sahip, üçüncü yerde – kaplıcalar için detaylı bilgileri sizlerle daha sonra paylaşacağız. Oradan “Aziz Yovan-Bigorski’ye” gidiyoruz, ikonlara hayran kaldık.

Üsküp’e kadar cehennem ısıları ile boğuştuk. Ve Üsküp. Gruptan “uzaklaşmak” için bir an. “Makedonya gecesi restoranında görüşürüz”. Birkaç saatlik aradan sonra, tekrar aynı gruptayız. Üsküp’ü gezmişler, otele yerleşmişler, “Makedon evi” restoranında masalar makedon yemekleri ile donanmış. Yakında sürpriz geliyor. Makedonya’nın değerli taşı (mücevherinin) tanıtımı ve taşı ilk bulan ve mücevher ustası Dean Şkartov-Deko’yla tanışma fırsatı. Misafirlerde memnuniyet doruğa çıkıyor, vitrindeki mücevherlere büyük ilgi gösteren Polonyalılar, Makedon oyunları oynayarak neşelendiler! Bir sınav daha başarıyla geçti!

Dördüncü, son gün. Kostoperska kayasına doğru yürüyoruz, Kumanova, Kratova ve Kriva (Eğri) Palanka yolundaki bir volkan ağzı sözkonusu. Mlado Nagoriçane’de bizi, Kratova Kaya Sanat Merkezinin kurucusu, koleksiyoncu ve Kratova ve çevresi hakkında kültürel-tarihsel gerçekler ve efsaneler ile ilgili tanıtımlar yapan Stevçe Donevski bekleyecek. Kaya manzarası harika. Kaya – jeoologlar için yeni bir fırsat. “Taşlaşmış kayınları” görmek için Kuklica’ya doğru yöneliyoruz, oradan Kratovo’ya, eski bir volkan üzerine kurulan şehre. Gün bugün üç yerde gazlar püskürtüyor.

Sorular, sorular, sorulacak çok sorular var. Gördüğümüz her şey jeologlar için bir bulmacayı oluşturuyordu. Turun finali muhteşem oldu. Bizi gayda (Tulum çalgısı) ile karşıladılar, 650 yıllık eski çamlar gölgesi altında Kratova’nın tanıtımı yapıldı, final ise Stevçe’nin bodrum katında yerel şarap ve rakı ile yapıldı.

İntibaları sormak için son şansımızı kullanıyoruz. Jeolog, uzman madenci ve Kosel’de hediyeyi takdim eden Jan Kowalski’ye Makedonya’dan nasıl bir deneyimle ayrılacağını soruyoruz. Kowalski “Makedonya çok güzei bir ülke. Görülecek çok ilginç yerler var, ancak turistlere daha yakın olmak için altyapının geliştirlmesi gerektiğini düşünüyorum, ayrıca görülecek yerlerin sinyalizasyon sisteminin de geliştirilmesi gekekiyor. Seminer ve sempozyumun yapılması iyi olacağını düşünüyorum, Kjelce Enstitüsü seve seve yardımcı olacak. Sevo bunlar görülmeye değer ve görmeleri için digger jeologlara da tavsiye edeceğim” şeklinde konuştu.

Ayrılacağımız yer, Kumanova’ya kadar seyahat acentesi sahibi, Andrzej Siekierski’den turu değerlendirmesini rica ettik.

Siekierski, “Tura katılan çoğu konuklar 30 yıldan fazla bizim acentemiz ile yolculuk yapıyorlar. Birçok gezilerden dolayı nelerle ilgilendiklerini iyi biliyorum. Ona göre Balkan ülkelerinde jeolojik bir tur önerdim. Karadağ’da bir arkadaşımı aradım, o Karadağ ve Hırvatistan gezisini örgütledi ve bizi Lyupço ile tanıştırdı. Yolculuk esnasında misafirlerin tepkilerini göz önünde bulundurarak, Makedonya’dan memnun olduklarını görüyorum, bu turu polanya’da diğer jeoloji topluluklarına da sunacağım.  En kısa zamanda tekrar Makedonya’da olacağımıza ümit ediyorum”, dedi.

Kumanova otogarında durduk. Otobüste aniden polonya dilinde şarkılar yankılandı. Sözleri tamamen net değildi, ancak mesaj kolay anlaşılıyordu: “Görüşmek üzere, arkadaşlar!”. Son jesti darek yaptı. “Tyskie”, Polonya birası ile “What a wonderful world!” şeklinde konuştu.

Röportaj ve fotoğraflar: Vasko Markovski

Yorumlar