LAETİTİA SADİER – DÜRÜSTLÜK HER ZAMAN ÖNEMLİ BİR KRİTER

Fransız müzisyen olan Laetitia Sadier, genelde Stereolab grubunun eski şarkıcısı olarak bilinmektedir. Kuruluşundan bu yana 19 yıl geçti, bu süreç içinde grup kendi tarzını yaratmaya başarmıştı.  Eski kocası Tim Gun ile birlikte yaptıkları müzikte pop sesleri, krautrock, reklam müziği, tropik müziğini bir araya getiriyorlardı. Tüm bu çalışmalar, çıkarttıkları 10 albümde, çok sayıdaki single, kabarık sayıda genişletilmiş albüm, çift derlemeler, box-set  albümleri, el boyalı kapaklrla sınırlı sayıda single ve DVD’lerde yayınlanmış. Bu arada Sadier, Stereolab grubu ile paralel olarak Monade grubunu da yönetiyordu. Stereolap grubunun dağılması ile Laetitia, 2009 yılında çalışmalarını kendi hazırladığı The Trip albümünde yayınladı. Bu yıl Silencio isimli albümünü çıkartan Laetitia, albümün tanıtımını Off Festivalinde yapacak.

Solo kariyerine başladığınızdan bu yana 3 yıl geçti, daha önce çalışmalarınızı Monade veya Stereolab olarak imzalıyordunuz. 19 yıldır grup için yaptığınız çalışmalar ile şimdiki çalışmalar arasındaki farklar neler?

– Geçen üç yıl hayatımı farklı bir şekilde zenginleştirdi. Bu çalışmalar özerkliğimi büyük ölçüde güçlendirdi, örneğin bunu Monade grubu ile yapmaya çalıştım. Çok yolculuklar yaptım, Stereolab grubu ile gitmediğim yerleri ziyaret ettim. Geçenlerka Kolombiya veya genel olarak Güney Amerika’ya seyahat ettim, işte şimdi, Haziran ayında Makedonya’ya geldim. Kendi müziğini dünyaya yayan bir sanatçı olarak hayatımın bu aşamasından çok keyif aldım. Özellikle farklı yerleri ziyaret etmek, yerlerin uzak olması önemli değil. Oralarda kendi toplulukları için müzik yapan yerel kahramanları tanımak bana her zaman heyecan verdi.

Üsküp’te yeni albüm Silencio’nun tanıtımını yapacaksınız. Albüm çalışmalarınız hakkında bilgi verirmisiniz?

– Yaratıcı süreç bir bütünün parçasıdır. İlk olarak süreçin kuluçka dönemi vardı, farkında olmadan şarkıları yazma sürecinin başlamasından önce aylardır sadece fikirler ortaya atıyordum. Bir süre sonra parçaları bit yere getirmeye başladım. Bu her zaman korkutucu bir dönem olarak gözüküyordu, ancak bu kez sürece inanmam gerektiğini ve her şeyin yerli yerine geleceğini biliyordum. Çalışmalara dinlerken içgüdüm nasıl hareket etmem gerektiğini söylüyordu. Çok eğlenciliydi ve kiminle çalışmak istediğimi biliyordum, sanıyorum ki onlar da benim çalışmak istiyorlardı. Chicago’da James Elkington ile çalışırken keşfettiğimi sinerjiden keyif aldım. Toulouse’teki arkadaşlarla birlikte çalışmaya hazır olduğumu hissetim. Aquaserge grubu, inanılmaz yetenekli, özgün ve değerli insanlar. Onlar şarkılarım için kendi yeteneklerini severek ortaya koydular. Benim tek yapmam gerektiği şey topluluğu yönetmekten oluşuyordu, bu benim çin büyük bir zevkti. Dört şarkı kaydetmek için sadece dört günümüzün olmasına rağmen, çalışalardan güzel şeyler ortaya çıktığına inanıyorum.

Şarkılarında “daha geniş bir ortamda yerleşen bireysel bağlantıyı keşfetmek istediğnizi” söylüyorsunuz? Bu ne anlama geliyor?

– Bizim içimizde ve dışımızda olanlardan dolayı sanırım ki sürekliliği oluşturuyoruz. Dış etkenler bize şekil veriyor, biz dış etkene, dış etken tekrar bize dönüyor. Benim için ticarileşme kendimizle daha derin bir bağlantı kurmak için engel değildir. Bundan dolayı birçok insanın başaramadığını ve hayatında inancını kaybettiklerini düşünüyorum. Silencio bu düşünceyi ortaya şıkarmak için çalışıyor. Dünyamızdaki sessizlik alanları yönetmemiz gerekiyor, böylece kendimiz ile bağlanmamız mümkün olacak. Böylece başkaları ve dış dünya ile daha makul ilişkiler kurmamız mümkün.

The Trip albümü ailenizdeki trajik olaydan sonra geldi, tahmin ediyoruz ki şarkılar çok acı bir dönemde yazıldı ve temaları etkilemiş gibi gözüküyor. Bu durumda albüm yapmanız daha kolay mı oldu?

– Sanat farklı amaçlara hizmet edebilir. Duyarlılık, herhangi bir doğal görüş ve fikiri ifade etmek için kullanılabilir. Sanatta duygularını karizmatik bir yolla da ifade edebilirsiniz. Konu ne olursa olsun, benim için dürüstlik her zaman önemli bir faktör. Hissetmediğim, duymadığım ve düşünmediğim  bir şey için yazarsam, o müzik benim için herhangi bişey ifade etmez. Kolay açılıp yada açılmamak sözkonus değil-motivasyon bir zorunluk olarak meydana geliyor.

Stereolab ile başladığınız ilk günlerden şimdiki son albümle kıyasladığınızda sizde ne gibi gelişmeler oldu?

– Stereolab’ın ilk günlerinde şarkıları hayal ettiğimi hatırlıyorum. Şarkılarda İtalya’nın yeşil alanlarında dolaşıyordum, Enjo Morricone ise büyük bir orkestra ile muhteşem müziğini icra ediyordu. Daha sonra rüyamda 2 yemek kaşığı ile güzel bir şarkı oluşturmak için mağaraya gidiyordum, müziği dinlerken uyanıyordum, ne yazık ki müzik hakkında daha fazla detayları hatırlamıyorum. Sadece inanılmaz güzel olduğunu hatırlıyorum. Bu uygulama bana genç yazar olarak güven veriyordu. Her zaman şarkı yazdığımda bir mucizenin gerçekleştiği anlamına geliyordu. Şarkılar yazabileceğim bilincine varmam için zaman gerekiyordu, bunun sadece bir mucize değil, benim çabam, tutkum ve yeteneğimin sayesinde olduğunu ve yapabileceğimi fark etmem gerekiyordu. Aynı şeyi yapan benzer bir arkadaş bulmak gibi bir durum yoktu. Büyük ölçüde izole edilmiş bir süreçti, şimdi ise gittikçe daha az izole edildiğini anlıyorum. Özellikle kadın sesinin yetişmesi için büyük bir ilgi var. Şimdi söz yazarı hatta müzisyen olduğumu söyleyebilirim. Bunun için ise yılların geçmesi gerekiyordu. Müzik okulana gitmediğim için kendimi her zaman davetsiz misafir gibi hissettim.

Yeni şarkıları canlı söylemeye başladınız? Memnun musunuz?

– Bunun hakkında yorumu en iyi sen yapabilirsin. Şarkıları tek başıma söylemek istiyorum, tüm alanda hareket edip, tamamen özgür olmayı ve duygularımla hareket etmeyi istiyorum. Amerika turuna gittiğimde üç kişilik bir grup kurmayı düşünüyorum, bu eylül ayına kadar olmayacak.

Üsküp’te Off Festival kapsamında Tortoise ile aynı akşam sahneye çıkacaksınız. Bir zamanlar, Stereolab ve Tortoise aynı yayın evi, Duophonic’in himayesinde bulunuyorlardı. John Mekentaer ise Emperor Tomato Ketchup’ı kurarak, Dots ve Loops’a konuk oldu. Bu iki grup arasındaki ilişki nasıldı? 90’lı yıllarda müzik sahnesinde yenilik olarak görülüyorlardı.

– Hatırlıyorum Tortois’i ilk kez St. Louis’te gördüm. İlk konserlerini düzenliyorlardı. Bu adamlar gözlerimiz önünde müzik yapıyorlardı. Onlar adetta bir mimar gibiydiler, seyircilere inşaatın bileşik platformunu görmeleri için izin veriyorlardı. Gerçekten kaplumbağa (tortoise) gibiydiler, acele etmiyorlardı. İlham veriyorlardı. St. Louis konserinden sonra arkadaş olduk. Onlar bizim ailemiz oldular.

1996 yılında Stereolap’la paralel olarak Monade’yi kurma fikri nasıl gelişti?

– Stereolab’ta Tim dışında hiç kimsede şarkı yazma hakkı yoktu, Monade bundan sebep kuruldu. Birileri kendisini müzik ile ifade etmek isterse, onun için alanın oluşturulması gerekiyorudu. Gün bugün kendimi bir tembel olarak biliyorum, o gün çalmayı bilmediğim gitarı elime almamda ilham neydi hala bir gizem olarak kaldı.  Şimdi çok mutluyum ve bunu yapmamı sağlayan o güce minettarım.

Solo albümünüz ve  Monade arasındaki farklar nedir ( bilindiği üzere solo albümünüze Monade grubu konuk oldu)?

– Laetitia Sadier, Monade grubundan çıktı, aslında bir “özerklik projesini oluşturuyordu”. Ortağım ile Stereo adlı bir grupta çalıştığımı anlamam için zaman gerekiyordu, dolayısıyla kendi projemi yaparak Mono olarak adlandırdım! Bana göre Monade, Stereolab için vardı. Bu Laetitia Sadier’e olduğundan daha fazla özgür kılıyor. Özerklik elde edildi – oğlumun söylediği gibi “neredeyse biz ordayız”.

Yorumlar