İNSANLAR BİRBİRLERİNİ İYİ TANIYOR

VLATKO STEFANOVSKİ, MÜZİK SANATÇISI

Balkon3’e verdiği röportajda ünlü Makedon sanatçısı Vlatko Stevanovski, “Her şeyden önce kendimi Balkanlar sevdalısı olarak görüyorum. En azından gözardı etmiyorum” şeklinde konuştu.

– Evet, ben Balkanları ve bu topraklarda yaşayan tüm insanları seviyorum. Sevmem için pek çok neden var. Örneğin: kültürel çeşitlilik, sanatsal çeşitlilik, gastronomik zenginlik, gelenek çeşitliliği, mentalite ve insani ilişkiler…. Yani, Batı’nın Balkanlar için yarattığı kalıplaşmış önyargılarını yıkmak istiyorum.  Bundan dolayı Balkanlar hiç terk etmedim, başka yerlerde yaşamak gibi isteğim hiç olmadı. Balkanlar bana yeter. Sık sık yolculuk yapıyorum. Her yerde arkadaşlarım var: Bulgaristan, Sırbistan, Bosna, Karadağ, Yunanistan, Hırvatistan ve Slovenya’da…Devamlı iletişim halindeyiz, yaşam, müzik, her konuda bilgi alışverişi yapıyoruz….Sadece söylemek istiyorum, benim Sofya, Bulgaristan’da yaptığım son konsere, özel olarak Almanya ve Selanik’ten gelen müzikseverler vardı. Tabii ki, Sofya ve çevresinden de seyirciler vardı. Söz konusu konsere misafirim olarak Avrupa müziğinin tanınmış isimlerinden, gitarist Jan Ackerman katıldı. Seyircinin çoğu benim ve Ackerman’ın ortaklaşa yaptığımız müziği dinlemeye geldi. Biliyor musun, ben batılı rock and roll müziğini öğrenerek büyüdüm, şimdi ise batıdan gelen bazı sanatçılara balkan müziğini öğretiyorum. Benim için bu bir ayrıcalık – batılı müzisyene balkan notalarını öğretmek.

Sofya’da yada örneğin Almanya’da konser düzenlemek farklı mıdır?

– Farkların olduğunu düşünüyorum. Bunlar kültürel ve yerel mentaliteden dolayı meydana gelmiyor. Farklar, kültürel ve eğlence etkinliklerinin nasıl gerçekleştiğine bağlı. Tabii ki, Münih, Berlin, Badeborn, Hamburg ve Garmish Partenkirchen’de konser düzenledim…Hatta Almanya’nı birçok yerinde. Orada insanlar planlarını önceden yapıyorlar, çok zamanları yok, daha doğrusu zamanını kaybetmiyorlar. Balkanlar bu konuda durum biraz daha rahat. İnsanlar bugünden yarın için plan yapabiliyor. Planlarından vazgeçebilir, değiştirebilir yada yeniden düzenleyebiliyor. Tabii ki her iki bölgenin (doğu ve batı, balkanlar yada daha bilmem ne bölgelere ayırırsak) kendi kaliteleri ve zayıf tarafları var.   

Performans için özel bir strateji gerekiyor mu. Bazı yerlerde konser düzenlemek daha kolay, bazı yerlerde daha zor oluyor diyebilirmisiniz?

– Hayır. Bu benim için problem değil. Benim problemim kendimle, formda ve ruhum iyi olması gerekiyor. Benim için en zor olan bu. İzleyici ile kaynaşmak benim için kolay, tabii ki önceden kendi şeytanlarımla anlaşma sağlayabilirsem.

Balkanlar için özel programın var mı. Biliyoruz bazı müzikler, bazı bölgelerede daha fazla dinlenebilir?

– Hayır. Çok küçük farklılıklarka konser programım her yerde aynı. Hatta Makedonca, Sırpça ve İngilizçe söylüyorum.

Bende şöyle bir duygu var, bir sanatçının Balkanlarda kendini tanıtması, “Beyaz Dünya’da” tanıtmasından daha zor. Neden?

– Kolay değil. Bakınız, batıda sanatçı ve sanatçının emeğine saygı duyuluyor ve oldukça yüksek itibarları var. Eğer batıda sanatçı olduğunu ve geçimini sanatından sağladığını söylersen, size büyük bir saygıyla bakıyorlar. İşte size bu durumu daha iyi izah edecek bir durum: Örneğin İrlanda’da, sanat eserleri vergisi yüzde bir. Bazı yerlerde yüzde 50, bazı yerlerde ise yüzde 70 ulaşabiliyor.    

Bizde nasıl…?

– Neyse ki bizde sanat eserleri için verginin oldukça insancıl sınırlarında olduğunu düşünüyorum. Yüzde 10 oranından daha az. Yüzde beş civarlarında, buda oldukça iyi.

Bu konuda yaptığım birkaç sohbette, ikilemde kaldım, örneğin Toşe Proeski gibi otantik bir Balkan Pop yıldızı Yunanistan’da bilinmiyor. Bu bir Balkan Politikası mı, yoksa..?

– Onların kültürü oldukça yerel olduğu bilinmektedir, bundan dolayı tanımadıklarını düşünüyorum. Onlar bir şekilde kendilerine odaklanmış. Örneğin, ben, Selanik’te yabancı birinin başarılı konser düzenlediğini hiç duymadım. Atina’da belki olabilir, ama Atina tek başına Yunanistan değildir. Atina dünyada olup bitenlere ilgi ve iştah gösteren bir megalopolistir. Yıllardır yaz tatili için Yunanistan’a gidiyorum ve orada bir konsere hala rastlamadım. 15 yıldır Halkidiki’ye gidiyorum, herhangi bir müzik dalından olsun konser görmedim, Buzuki’li konsere bile rastlamadım, bu durum biraz garip. Muhtemelen Balkanların geri kalan kısmından izole edilmiş bir durumdalar. Yunan dili diğer Slav grupu uluslarının dillerinden çok farklı, dolayısıyla bu dil farklılığı izole olmalarına sebep oluyor. Biz birbirimizi daha kolay anlayabiliyoruz. Diğerlerinin aksine biraz daha bencil olduklarını düşünüyorum. Bilmiyorum, belki de aramızdaki iletişimin daha kolay kurulmasının “suçlusu” uzun yıllar aynı devlet çatısı altında yaşamamız. 

Yine de eski devlet halklarının arasındaki kültürel iletişim, en azından müzik söz konusu olduğunda, özellikle dönemin grupları ve müzisyenleri için herhangi bir sorun teşkil etmiyor. Örneğin ben, Slovenya’da bu alanda neler olup bittiğimden hiçbir fikrim yok. Bu bilgilere ulaşılmasının daha zor olduğunu düşünüyorum.

– İster, istemez bu bilgiler bana ulaşıyor, sana şunu söyleyebilirim, devrim yapacak bişeyler olmuyor. Yine de yaşıyoruz…daha doğrusu benim için şunu söyleyebilirim, müzik anlamında büyüdüğümde oldukça mutlu bir hayatım vardı. Müzik yapmamız için alanımız daha genişti, gençler olarak dönemim egemen çevrelerine karşı oldukça radikal, oldukça yenilikçi ve kibirli olabiliyorduk. Bir şekilde bize izin verildi yada biz bunun için mücadele ettik, bunu bilemiyorum.

En azından ortak projeler aracılığıyla bölgelerin tekrar bağlanması için fikirler var. Ben “Balkan Horses Bend’i” hatırlıyorum….

– Evet. On yıl önce ben ve meslekdaşlarım, Balkanlarda işbirliği projesini başlattık, daha sonra sözünü ettiğin proje doğdu. Yunanistan, Bulgaristan, Türkiye, Hırvatistan, Sırbistan ve Makedonya’dan sanatçılar katıldılar. İlk toplantıda tabii ki her bölgeden yöneticiler bir araya geldi, toplantıda işbirliği olması gerektiği vurgulandı.

Balkanlardan çok önemli sanatçılarla çalışıyorsun: Ünlü ney sanatçısı Kutsi Ergüner’in yanı sıra, Teodosiy Spasov, Miroslav Tadiç ve Ciboni. Çalışmalarınız nasıl geçiyor?

– Bana da çok garip geliyor. Çalışman gerektiğin söz konusu müzisyenlerle mutlaka bir yerlerde karşılaşacaksın. Onları konserlerde, festivallerde yada bazı sahnenin perde arkasında görmeniz mümkün…iletişim kuracaksınız, birbirinizin telefon numaralarını alacaksınız…bir anda ya sen onları hatırlayacaksın, yada onlardan bazıları seni hatırlayacak…Bu inanılması zor bişey..Genelde duyarlılığı yada profesyonelliği ile size yakın kişileri bulabiliyorsunuz. Ben Mick Jagger’in gelmesini ve yeni albümümde şarkı söylemesini bekleyemem. Ayrıca yarı profesyonel olan birinin beni arayıp albümünde solo gitar çalmamı istemesi de mantıksız. İnsanlar kimin hangi düzeyde müzik yaptığını biliyorlar. Bu konuda ben çok gerçekten çok mutluyum. Birçok tanışmak istediğim müzisyen ile bir araya gelerek çalışma fırsatı buldum.    

Tsvezdan Georgievski

 

Yorumlar