Balkon3 Loch Ness Canavarının Peşinde

MK GR EN

Çocukken Arthur C. Clarke’nin dünyanın tüm gizemleri konularına ilişkin kitaplarını okurken dünyanın en gizemli ve en ünlü göllerinden bir olan İskoçya’nın İnvernes kasabasının yakınlarındaki Loch Ness gölünü hayal ediyorduk. Balkon3 sitesi olarak ilk görünüşte umutsuz ama heyecan verici bir yola koyulduk, Loch Ness yada Nessie ismiyle tanınan canavarın peşine düştük.

Belki de canavarı gördüklerine tanık olan birkaç kişi arasında olacağız. Glasdow’dan İnvernis kasabasına yürürken otomobilde İskoçya’nın büyülü öyküsünü dinlerken canavarı hayal ediyorduk. Yavaş yavaş düzlükleri su fışkıran yüksek dağlar değiştiriyordu. Bütün ülkeyi kapsayan yüzlerce göl yan yana dizilenmişti. Su üzerinde sıçrayan çakıltaşı gibi gölden göle geçiyorduk. Tüm göllerin muhteşem görünmesine rağmen Loch Ness heyecanını hiçbir gölde yaşamadık.

Keskin bir sesle, “Aranızda Loch Ness canavarına inanan var mı?”, sorusunu sorarak sessizliği bozan Glazgow’lu tur rehberi, yıllardır rehberlik yapmasına rağmen Nessie’yi hala görmediğini itiraf etti. Biz inananlar utanarak ellerimiz kaldırırken, rehber büyük bir gurula inandığını ancak şimdiye kadar birçok kez hayal kırıklığına uğradığını itiraf etti.

“Nessie hikayesi altıncı yüzyılda bir grup rahibin deniz üzerinden İnverness’e doğru yolculuk yapmasıyla başlıyor. Sudan çıkan bir canavar tarafından saldırıya uğruyorlar. Canavar ise rahiplerden birini yakalıyor. O anda başka bir rahip emir veren bir edayla “adamı serbest bırak” diye canavara sesleniyor. Canavar da rahipi serbest bırakarak kayıplara karışıyor.

Canavar o andan itibaren tamamen kayboluyor ve yüzyıllardır görünmüyor. 20. yüzyılda tekrar beliriyor. Bu kez canavarın ilk fotoğrafları ve videolarının yanı sıra olaya onlarca insan tanık oluyor. Ness Gölü aniden dünya cazibe merkezi oluyor, canavarı görme arzusu eşit bir şekilde hem çocuklarda hem de yaşlılarda beliriyor. Hedefimize yaklaşırken rehber hem bize hem de kendi kendisine soruyor:

Neden kutsal adamların böyle bir hikaye oluşturdukları sorusunu ortaya atan rehber “gölde ne olursa olsun büyük bir ihtimalle denizden geldiğini ve daha sonra oldukça derin olan tatlı su gölüne uyarlandığını” vurguladı.

Rehber büyük bir gururla İngiltere ve Galler’deki tüm gölleri toplasan Loch Ness’in yine doldurulamayacağını vurguladı. Gezegendeki tüm insanları göle koysanız bile fazlası için yer olacak. Eyfel Kulesi bile Loch Ness gölünün derinliklerinde kaybolur.

Aniden gölü görüyoruz. İskoç viskisi renginde karanlık ve biraz da korkutucu duruyor. Etrafında herkeze dostça bakan Nessie’nin grafitleri görünüyor. Aşağıda büyük bir platformda canavarın büyük bir figürü bulunmaktadır. Onlarca çocuk fotoğraf çektirme arzusu ile üzerine tırmanıyor.

Biz ise Nessie’nin kopyası ile ilgilenmiyoruz, ufukta, göl üzerinde gerçek canavarı görme umudundayız.Tüm banklar dolu, insanlar oturarak huzur veren göl sularını izlemekten zevk alıyorlar. Ayrıca huzur dolu görüntüyü bozacak bişeyin çıkmasını bekliyorlar. Birden bire hepsi parmaklarıyla uzaklarda görünen bir nesneyi işaret ediyorlar. Kesinlikle karşıdan bişey bize doğru hareket ediyor. Tursitler arasında heyecan büyüyor. Bazıları heyecandan yerlerinde zıplıyorlar, diğerleri ise dürbünlerina sarılarak Nessie’yi görecek ilk kişi ünvanına ulaşmak istiyorlar. Garip yaratık yaklaşıyor, nihayet görebiliyoruz. Bizim şansızlığımıza canavar sadece bulanık göl sularında balık avlayan bir kuş olduğunu görüyoruz. Eh, kimbilir kaç kez Nessie’yi görmek isteyen tursitlerin kalpleri boşuna çaprmış, uzaktan Loch Ness canavarı gibi gözüken şey sadece kuştan ibaretmiş. Turistleri bazen kuş, bazen yüzücü, bazen de odun parçası aldatmış…

Glasgow’a doğru geri dönüyoruz. Maalesef arkamızda gizemli bir gölü ve tabii canavarı bırakarak. Başarısız bir deneme Nessie’nin var olduğu inancını bizde öldüremez. Artur Clark gibi bizde onun orada olduğuna inanıyoruz. Belki de o gün Nessi uyumaya karar vermişti.

Aleksandar Manasiev

Yorumlar